Kimilerinin gezi yazısı yazmak işidir. İşini sevmeyen insan bu işi yapamaz. Bu işi yapanların tatillerini merak ediyorum. Dizüstü bilgisayarları olmadan, kameraları olmadan, bir şey yazmak sorumluluğu olmadan bir kaç gün geçirmek... İşleri kolay değil ve içlerinden gelmese bu iş gerçekten çekilmez. Dışarıdan kolay görünse de, insan istese de istemese de düzen ister. İşleyen demir pas tutmaz, ama fazla işleyen demir de eprir, yorulur.
Seyahat fotoğraflarına bakmak, gezi yazılarını okumak insanın eksik bir yanını tamamlıyor. Ama o geziyi insana veriyor mu? Kendin gezmiş gibi olmak?
Hayal et, gitmek istediğin bir yerdesin. O yerde insanlar zaten orada yaşıyor. Kendini bir anlığına onların yerine koyuyorsun. Yıllardır orada yaşamışsın, orada çalışmışsın. Orası da insana zindan gelmez mi? İnsan düzeni seviyordu?
Değişim kararında iyi tabi. Avustralya'da yerel saat gece yarısında. Hem de yaz. İnsanlar denize giriyorlar! İçlerinden bir tanesi de senin orayı düşündüğün gibi, burayı düşünüyor. Sıcak yaz ayları... Aralıkta? Evet...New York'ta saat sabahın sekiz buçuğunu gösteriyor. İnsanlar işe gidiyor. Kimileri uyuyakaldığı için geç kaldı, kimileri çoktan başladı. Masalarında filmlerden aşina olduğumuz, vazgeçilmezleri olan kahveleri... Sokaklar orada da soğuk. Kış ne de olsa. Bir anlığına kendini orada düşün. 5. caddeye dönüyorsun. Etrafında binalar...
Bugün de izinliymişsin! New York, kahve ve çörek? Hayır demek zor.
Kanada'dasın! Vencouver'da. 2010 kış olimpiyatları da oradaydı. Bozulmamış doğasını olimpiyatları izleyenler az da olsa görmüştür. Su soğuk! Denize girmek istemezsin. Ama orada bu zamanlarda da sörf yapanlar var! Plajda onları izleyebilirsin. Sayıları az...
Gezmek...
Dinlenmem lazım.

0 yorum:
Yorum Gönder